21 Ekim 2009 Çarşamba

İSLAMİYET'TE VATAN, YAHUDİLİK'TE CENNET VE CEHENNEM YOKTUR -2

İslamiyet; Allah, ahiret, cennet için vardır, çalışır, savaşır demiştim. Yani Müslümanlar da bu amaçlar için vardır dolayısıyla. İslamiyet için; dünyayı yani tüm insanlığı İslam yapmak, cennete götürmeye çalışmak yani ahiret için çalışmak ve savaşmak önemlidir. Yani Müslümanlar; gerçekte vatan, millet, insanlık, dünya için değil Allah için yaşarlar ve savaşırlar. Yahudiler ise ‘’Yaratıcı’’ için değil kendileri yani dünyayı, Yahudilerin buyruğuna vermek, tüm dünyayı Yahudiler’in yurdu, ülkesi yapmak için yaşarlar ve savaşırlar. Yani Müslümanlar için vatan(yurt) önemli değilken Yahudiler için ise tüm dünya kendi yurtlarıdır yani Müslümanlar ve Yahudiler gerçekte karşıt uçlardadır, vatan kavramı karşısında.

Osmanlı’da vatan kavramı yoktu, vatan yoktu; devlet ve Allah vardı yalnızca yani padişah ve şeriat. O nedenle Osmanlı askerleri vatan için değil Allah ve padişah için savaştılar hep. Vatan kavramı, toplumların yaşamlarına, milliyetçilik, millet(ulus) kavramlarıyla ve aşamasıyla girdi. Yahudiler’de ise vatan kavramı, en aşırı, en abartılı biçiminde vardır. Yahudilik, yalnızca Yahudiler’in olduğu bir dünya devleti peşinde koşar, koşacaktır, koşmalıdır; Tevrat’a göre. Osmanlı’nın vatansızlığı ve Yahudiler’in tüm dünya vatanlılığı gerçekten de vatan kavramının iç ve dış sınırlarını çizer. Bu iki sınır arasında bir de yalnızca halkı için, belirli, sınırlı bir toprak(vatan) peşinde koşanlar vardır yani milliyetçiler, ulusçular, halkçılar ve yalnızca başlarını sokacak bir ev peşinde koşan bireyler vardır bir de. Kapitalistler(özel sektör) ve emperyalistler ise Yahudiler’e daha yakındırlar çünkü olabildiğince çok mal, mülk sahibi olmak isterler… Atatürk bu iki uç, genel sınır arasında yer alır yani yalnızca ulusu için gerekli bir toprak(yurt, vatan) için savaşır. Yani Atatürk’ün de genel olarak milliyetçiliğin de ne Osmanlı ile ne İslamiyet’le ne Yahudilikle uzlaşması, bağdaşması olanaksızdır bu yüzden. Ama faşizm ve komünizm tüm dünyaya yönelmeleri ile Yahudilik’e yakındırlar. Bu açıdan milliyetçilik; faşizme ve komünizme göre oldukça insancıl ve bilimseldir çünkü yalnızca milleti için bir toprak parçası peşindedir; tüm dünyayı ele geçirmek ve öteki milletleri yok etmek peşinde değil. Bu nedenle gerçekte milliyetçilik, ulusçuluk; en insancalığa en yakın olan ve en kolay dönüştürülebilecek bir yapıdır. Yahudiler’in dünyadaki en büyük ve en tehlikeli kapitalistler ve emperyalistler olması, bu yüzden bir rastlantı değildir; onlara güç veren, Yahudilik’in sonsuz toprak isteği ile kapitalistlerin sonsuz sahiplenme tutkusu ve bencilliğidir. Hitler gerçekte; Yahudi kapitalistlerin bu sınırsız sahiplenme amaçlarından esinlenmiş ve dolayısıyla onları düşmanları görmüş biridir. Yani Hitler’i yaratan, işçi sınıfı değil katlettiği Yahudiler’in dünyayı ele geçirme tutkularıdır gerçekte. Bu nedenle; ne ülkelerinde ne dünyada yeni Hitler’ler istemeyenler; Yahudiler’in aç gözlülüğüne karşı da Osmanlı’cılara karşı da birleşmek, dayanışmak, savaşmak ve yengi(zafer) elde etmek zorundadırlar.

İslamiyet Allah ve Ümmet Birliği içindir yani vatan, millet(ulus) gibi amaçları, özellikleri, kurumları yoktur. Öyle ki bunları yok etmek de onun yararınadır yani vatanı(yurdu), milleti (ulusu). Bu nedenle; Avrupa Birliği’nin ve Abd’nin yani vatanlara ve milletlere saygısı olmayan, düşman olan emperyalizmin, Türkiye’de; Türk, Türklük, Türkiye, vatan, millet gibi ‘’takıntıları’’, özellikleri , amaçları, kurumları, değerleri olmayan İslamcıl bir partiye destek vermeleri, bu yüzdendir.

Akp ve emperyalizm karşıtlarının, komünistlerin, devrimcilerin bu durumda yapmaları gereken şey şudur: Milliyetçilik, ulusçuluk, ulusallık, vatan(yurt), millet(ulus), Türk, Türklük, Türkiye kavramlarına sarılmak, bu kavramlara destek ve güç vermek, bu kavramlarla önce çıkmak, bu kavramların tanıtımını ve savunmasını yapmaktır. Komünistler ve devrimciler; din karşıtlığını, sigara-içki haklarını, kadın haklarını, cinsel hakları, giyim-kuşam hakları gibi ülkenin varlığı açısından etkin olmayacak sarılımları bırakıp söz ettiğim kavramlara sarılmaları; en devrimci, en bilimsel, en doğru yaklaşım olacaktır ki gemi batarken, ağlamasınlar diye ellerine şeker tutuşturulan bebeklere benzemesinler. Gündem sözcüğüne, 12 eylül 1980 öncesi pek bayılırlardı komünistler, devrimciler. Şimdi bu kavrama daha çok sarılmanın tam zamanıdır. Gündem ise bireysel haklar, özgürlükler, seçimler, savunmalar ve zevkler zamanı değil ulusal, yurtsal, genel haklar, özgürlükler, seçimler, savunmalar ve zevkler zamanıdır… Komünist, devrimci tikellik ve nicellikten; ulusal, yurtsal, genelliğe, tümelliğe ve nitelliğe geçiş zamanıdır. Komünistliğin zaten tarihte pek işe yaramadığı, pek de çok önemli ve anlamlı olmadığı zaten, emperyalizme karşın onca içten, acılı, öz verili(fedakarca) savaşımla kurulan Sovyetler Birliği’nin, bir gecede, sabun köpüğü gibi patlayıp yok olup gitmesinden de bellidir. Anlaşılan o ki komünizm, tarihin zevkine göre, ulusallığa ve milliyetçiliğe göre daha bir bireysel, nicel, tikel, daha önemsiz bir zevktir. Sovyetler Birliği’nin yıkılışından, komünistlerin, değerlerine pek de sıkı, ölümüne, mantıklı, bilimsel, insancıl amaçlı sarılmadıkları; bu sarılmanın yalnızca ‘’ teknik bir sarılma’’ olduğu sonucu da çıkarılabilir doğal ki.

Ne Yahudiler gibi tüm dünyayı ele geçirmek ne de Müslümanlar gibi yalnızca Allah ve cennet için yaşamak ve savaşmak. Bunların ikisi de yanlış. Doğru olan, bu ikisinin arasıdır yani halkı, ulusu için bir toprak yalnızca. Bu açıdan, yanlışın karşısında, doğrunun yanında olmak demek bilim, komünizm, devrim insanları; milliyetçiliğin, milliyetçilerin, ulusçuluğun, ulusçuların bu doğru toprak miktarı seçimlerinde, onları desteklemek ya da kavramlarına, ilkelerine bunları da katmak zorundadırlar.

Ne İslamiyet ne Hıristiyanlık ne Yahudilik evrensel değildir. Ama faşizm de, mafya da, fuhuş da ve benzeri şeyler de evrenseldir, evrensel kavramını yanlış düşünürsek. Gerçekte ise evrensel olmak; iyi, doğru, güzel, insanca olmak anlamlarına gelmez de. Yahudilik zaten açıkça evrensel değildir ama tüm dünyayı ele geçirip yalnızca Yahudilerin emrine vermek açısıyla evrenseldir. Yani gerçekte evrensel kavramına verilen anlam saçma, uyduruk bir anlamdır. Öte yandan terörü, ’’ Terörün vatanı olmaz’’, deyip kötüleyen mantık, ne ilginç ki kendi dininin de vatanının olmadığını, bir mutluluk, onur olarak görebilmektedir! Terörün vatanı yoksa, o zaman da terör evrenseldir ve evrensel olduğu için de doğru, iyi, güzel bir şey olmalıdır! Felsefe, mantık ve bilimsellikten yoksun düşünce yapısı; hem ‘’tarihsel’’ hem de ‘’evrensel’’ olarak hep saçmalamak zorunda kalır, kalacaktır! Ağzı olan konuşursa; terimleri, kavramları, kuramları, bilimleri öğrenmeden, olacağı bu olur işte her zaman. Bırakılsın da artık bilgeler, bilimciler, bilimseller konuşsun yalnızca ve ötekiler de dinlesinler, öğrensinler. Gerçekler acıdır, deyip duranlar; işte gerçek böyle de acıdır! Öyleyse lütfen bu acı gerçeğe de sahip çıkalım, saygı duyalım. Önce bilime, felsefeye, mantığa saygı; siyasi partilere, spor kulüplerine, demokrasiye, hukuka, teknolojiye, ekonomiye, inançlara, haklara ve halklara değil. Gerçek erdem, gerçek bilgelik, gerçek aydınlık, gerçek demokrasi budur.

Ulus kavramını algılamakda ve anlamakta zorluk çekenler ya ümmet kavramına ya da etnik kavramına ya da ikisine birden sarılmaktadırlar. Ulus kavramına sarılmamak ilerlemek değil gerilemektir. İslamiyet’de vatan yoktur, diyorum; ‘’ Oh ne güzel işte, evrenseliz’’ diyor Müslüman! Kardeşim, vatanına, ulusuna sahip çıkmıyorsan, dinine sahip çıksan ne olur? Din her şeyden önce onur, gurur, ahlak demek değil mi? Vatanına, ulusuna ihanet etmeye kim saygı duyar ki bu onurluluk, gurur, ahlaklılık olsun? İslamiyet’te vatan yoksa, neden madem vatanı için ölenlere şehit diyorsun? Deme madem! Kandırma kimseyi! İslamiyet’te olmayan bir şey için ölmek, hiç şehitlik olur mu, öyleyse?

Tarihsel gerilemek yalnızca ülkeleri geriletmez; toplumda, insanlarda da zeka(anlak), mantık, akıl(us), bilinç(idrak), kişilik gerilemesine yol açar. Hele bunu emperyalizm, faşizm, sömürü, ahlaksızlık için yapmak, ahlak gerilemesine de yol açar.

Osmanlı, İslam değildi; bu hükümet de değil. Çünkü İslamiyet’de yasak olan şeyleri yasal yapıyorlar, hak ve özgürlük yapıyorlar. Bu hükümet Türkçü de değil, öyleyse ne madem? Sabetaycı mı? Ne İslamiyet’le ne Türklükle ilgisi olmadığı açıkça kanıtlanan bir partiye nende oy veriliyor madem? Hem de İslamiyet adına? Yiyecek ve içeceklere ve tv dizilerine ve reklamlarına; aklı, zekayı, mantığı ve belleği giderici şeyler mi katılıyor gizlice acaba? 5X5=40 diyenlere, güle oynaya oy vermek neyin nesi? Bunun başka ne açıklaması olabilir? Vatan, Türkiye, Türk Ulusu, ulus, bilimsellik, mantık gibi değerleri, ilkeleri olmayanlara oy vermek neyin nesi? Böyle değerleri olmayanların darbe karşıtlıkları, bir tezgahtan başka ne anlama sahip olabilir?

Zaman; faşizimden ve faşistlerden çok Osmanlı’cılara, ulus düşmanlarına, Türkiye ve Türklük düşmanlarına karşı birleşme, dayanışma ve savaşım zamanıdır. Osmanlıcılar’a ve Osmanlı’lığa karşı bu savaşım gerçekte emperyalizme, kapitalizme ve emperyalizme karşı savaşın da yadsınamaz(inkar edilemez), zorunlu bir parçasıdır. Bunu anlamayan komünistler, devrimciler gerçekte yalnızca kendilerine komünist, kendilerine devrimci ama tarih ve bilim önünde ise gerçek birer tarih ve insanlık suçlusu olacaklardır.

Herkes Türk Bayrağı, Türkiye’lilik ve Türkiye çevresinde toplanmalıdır.

Yoksa toplanacakları yerler, büyük olasılıkla, toplanmayı hayal bile edemeyecekleri yerler olacaktır. Zaman duygusallık ve kin zamanı değil. Tekerleği tarihin en büyük icadı sayan insanlar, gerektiğinde kendilerini de insanca bir tarihin tekerleği yapmayı bilecek dehaya, zekaya, akıla, mantığa, mucitliğe, beceriye, başarıya sahip olmayı bilmelidirler.

Yoksa zekanın(anlakın) büyük bir özelliği, önemi kalmaz.

Tarih kaşınmaz, kaşınanları kaşır yalnızca.

Bir ülkenin gericileri ancak ilericileri aptal olduğu oranda akıllı olurlar.

Ne güneşe akına ne kurşun eritmeye değil birer Türk bilgesi olmaya çağırıyorum herkesi!

Çıplak kadın heykellerini çağdaşlık, uygarlık görenler; tesettürlülerden, sarıklılardan daha çok çağdaş ve uygar değillerdir. Bacak namus arasında değil diyenler; çağdaşlığı ve uygarlığı da çıplak kadın heykellerinde görmemek zorundalar.

Tarihte an gelir, bir akıllı diktatörlük, bin aptal demokrasiden daha uygar, daha çağdaş, daha insanca olur.

Darbe karşıtlarıymış. Size önce kendinize karşı olmayı öğrenin. Putları yıkmak mantıkslzık değildir, suç olsa bile.

Demokrasi denilen o oyuncak, filozofların bile idam edilebildiğini gördü tarihte. Ne demokrasisi ne çağdaşlığı ne uygarlığı ne özgürlüğü? Abd bile filozofları hapislerde çürütmedi mi zamanında! Bırakalım artık bu yoz demokrasi masalını, oyuncağını. Gerçek demokrasi, bilge olabilmektir; oy verebilmek, sigara- içki-kola içebilmek, bikini-mayo-mini etek giyebilmek, saçları garip garip renklere ve biçimlere sokabilmek, eşcinsellik, zina, fahişelik, sorumsuzluk, bencillik, gösteriş değil!

Demokrasiden önce her ülkeye darbe, devrim gerekli ama önce ruhlarda, kişiliklerde, mantıkta, akılda, zekada, bilinçte, ahlakta. Yoksa kimse darbeli matkap satın almazdı.

Ulus karşıtı ve yozluk yandaşı demokrasi yasal değil de ulusal ve merhametli darbeler yasal olmalıdır; hepsi bu.

Yanlış anlaşılmasın; Yahudilik’te cennet ve cehennem yok, yoksa ahiret(öteki dünya) var.

Milliyetçiler Osmanlıcılığa ve İslamiyet’e karşı çıkmak zorundadırlar; eğer ki vatana ve millete saygı, değer, önem veriyorlarsa.

Ben zamanı gelince herkese; bilimsel, ulusal , tarihsel, insancıl, ilahsız, peygambersiz, meleksiz, boş inançsız ve evrensel bir din(inanç) yaratacağım. Öyle ki tüm dünyada, dinsiz olmak; ilkellik, gerilik, insanlık dışılık, çağ dışılık sayılacak... Yoksa insanlar ve devletler birbirlerini yiyecekler, böyle giderse...Bu da benim; ülkeme, insanlığa ve bilime hediyem olsun. Bitsin artık bu kültür emperyalizmi, ekonomik bağımlılığımız , savaşlar, kavgalar, düşmanlıklar, ahlaksızlıklar, yozluklar, haksızlıklar, adaletsizlikler ve boynu büküklüğümüz!

Yaşasın Türk, Türkiye'li, Türkiye olmak!

Yaşasın insan olmak!


Necdet Gürçiftçi

(Bir Türk bilgesi) (Hem de inadına)

2010-mart

(Öteki yazılarım, Milliyet Blog sitesinde var.)